Çin'de gençlik pınarının, uzun yaşamın kaynağı olarak kabul edilen "
Ölümsüzlük Mantarı
"
Ürün Teknik Bilgisi :
Lingzhi kelimesi
Çince'de manevi gücün
bitkisi anlamına gelmekle birlikte ölümsüzlük mantarı olarak ün yapmıştır.Latince adı
Ganoderma lucidum
olan mantar Japonya'da
Reishi
olarak bilinir.İnsan sağlığına olan sayısız faydalarından ve bugüne kadar
herhangi bir yan etkisi
görülmediğinden, Doğu'da şifalı bitkiler arasında ün yapmıştır.
"Shen Nong's Herbal Classic" adlı 2000 yıllık Çin'e ait tıbbi eser bugün Doğu'nun
en eski tıbbi bitkiler
kitabı olarak kabul ediliyor.Bu kitapta tıbbi bitkiler 3 kategoriye ayırılarak anlatılıyor. "
Superior"
adlı birinci kategoride çoklu hastalıklarda etkili olan,vücut dengesinin sağlanması ve devamından çoğunlukla sorumlu olan bitkilerden bahsediliyor.Bu bitkilerin neredeyse hiç
yan etkileri olmadığı
da söyleniyor.Lingzhi bu kategoride 1. sırada yer almış ve bu yüzden eski zamanlarda en çok övgü olan bitki olmuştur.Günümüzde ise
Amerika Bitkisel farmakopesi'nde
yerini almıştır.
Lingzhi'yi bu kadar ünlü yapan
uzun yaşamın
sırrını vaat etmesi ve
anti-kanser
özelliğidir.Yaşamız ilerledikçe vücudumuzda bazı değişiklikler olmaya başlar.Dolaşım,bağışıklık,sinir,solunum,vb. sistemlerle ilgili problemlerle karşılaşmaya başlarız.
Lingzhi bütün
bu problemleri önlenmesinde ve iyileştirilmesinde yardımcıdır.
Yaşımız ilerledikçe karşılaştığımız ilk problemlerden biri
dolaşım
sistemimizle ilgilidir: kanın viskozitesi artar ve dolaşım güçleşir, ayrıca kan yağlarının
(kolesterol, trigliserit)
miktarı ve
damarlarda birikme
eğilimi artar. Bütün bu faktörler
kalp-damar
sistemi hastalıklarına yol açar. Lingzhi
dolaşımı güçlendirmekte
, kan yağları miktarını belirgin derecede azaltmakta,
trombositlerin kümeleşmesini
önlemekte yardımcı rolü vardır.
Yaşlanmayla sinir sistemindeki değişikler sonucu mental kapasitede düşme olur,
öğrenme ve hatırlamada
güçlük ortaya çıkar. Erken yaşlanmanın sebepleri arasında
yetersiz uyku, beslenme bozuklukları,
stres de vardır. Araştırmalar Lingzhi'nin sinir sistemi üzerine yatıştırıcı ve sakinleştirici etkisini ortaya koymuştur.
Uyku ve iştah azalmasını
düzeltmede,
yaşam enerjisini
arttırmada,
hafızayı güçlendirmede
yardımcıdır.
İlerleyen yaşa
bağlı olarak bağışıklık sistemi zayıflamaktadır. Önlem alınmazsa bu gerilemeyi diğer
yaşlılık belirtileri
ve hastalıklar takip eder. Sağlıklı bir bağışıklık sistemi kendimizi iyi hissetmemizi, iyi görünmemizi ve enerjimizi daha iyi kullanmamızı sağlar. Bizi
enfeksiyonlardan, kanserden
ve çevresel zararlardan korur, yanık ya da ameliyat sonrası iyileşmeyi çabuklaştırır. Lingzhi çok güçlü bir
bağışıklık sistemi
güçlendiricisidir.
Bitkinin moleküler yapısı
steroid hormonlara
benzeyen
ganoderik asit
olarak bilinen bir triterpen grubunun bilinen tek kaynağıdır.
Tedavi edici
biyolojik olarak aktif
polisakkaritlerin
bir kaynağıdır. Ayrıca içeriğinde;
Lingzhi
anti-tümör
,immünmodülatör ve immunoterapötik aktivite gösterir ve bu mantardan izole edilen polisakkaritler,terpenler ve diğer biyoaktif bileşikler üzerine yapılan çalışmalarla desteklenir. Triterpenlerin varlığından dolayı adaptojen,
anti-allerjik ve anti-hipertansif
özellik gösterirler.Bu özelliklerin dışında
antienflamatuar
,
antiviral
,
antiparazitik
,
antifungal
,
antidiyabetik
ve hepatoprotektif özellikleri bulunmuştur.Ayrıca platelet agregasyonunu(
kan sulandırıcı etki
) önleyici etkisi vardır.
Bu özelliklerinden dolayı,
Lingzhi'nin kan basıncı
dengeleyicisi,
antioksidan
,
analjezik
,
böbrek ve sinir toniği
olarak kabul edilir.Bugüne kadar
bronşitin
önlenmesinde,
kardiyovasküler
tedavide,yüksek t
rigliserit
ve
kan basıncı
tedavisinde
,hepatit,alerji,kemoterapide,HIV tedavisinde
destekleyici hatta yorgunluk ve mide bulantısı için bile kullanılmıştır.
Farelerle
yapılan çalışmalarda
virüsler ve diğer toksik
ajanların sebebiyet verdiği
karaciğer hasarına
karşı ganoderik asidin koruyucu etkileri gözlendiğinden insanlarda
karaciğer hastalıklarının
tedavisinde yararı olabileceğini ileri sürer.
Lingzhi ekstraktıyla
yapılan araştırmalar
tümörlerin gerilemesinde
etkili olduğunu kanıtlar niteliktedir.Sonuçlar
kanserin tipine ve şiddetine
göre değişkenlik göstermiştir. Diğer reçeteli ilaçlarla kombinasyonu önerilir. Ganoderma ekstraktı
radyoterapi ve kemoterapinin
yan etkilerini azaltmak ya da elimine etmek için tedavi öncesinde,sırasında ve sonrasında kullanılır.
Saç dökülmesi,bulantı,kusma,ağız iltihabı,boğaz ağrısı,iştah kaybı ve iştah kaybı gibi yan etkilerin
azalılmasına yardımcı olur.Bu kullanım için bilinen
yan etkisi yoktur.
Lingzhi
solunum
sistemini kuvvetlendirdiği,
akciğerler
üzerinde iyileştirici etkisi olduğu ve özellikle
astımlı
bireylere
öksürük
ve diğer solunum şikayetlerinde yararlıdır,1970lerde en az bir populasyonla yürütülen çalışmalar bunu kanıtlamıştır.
2,000 den fazla kronik bronşitli
Çinliye Lingzhi şurubu içirildiğinde `
` dan
a varan sayılarda birey
2 hafta
içinde kendini daha iyi hissetmiş ve iştahları arttığı rapor edilmiştir, Medicinal Mushrooms adlı makale 1997 yılında Herbs for Health'de yayınlanmıştır.
Japonya'da
kanserli farelere
günlük enjeksiyonla verilmiş ve 10 gün içerisinde P hayvanın tümörlerinde gerileme gözlenmiştir (Ikekawa et al,1968;Japanese Journal of Cancer Research; 59: 155-157
Reishi: Pozitif Kanser Tedavileri
(
Japanese Periodical
dergisinin Geleneksel Çin Tıbbı 3. bölümünden çevirilmiştir. Sayfa 12 - 23, ISBN4-88580-053-6 C-0077)
Bir doktor, zamanında "
Kanser ciddi bir hastalıktır
, ancak
ölümcül
değildir. Hastaların
iyileşme şansı
oldukça yüksektir." şeklinde bir açıklamada bulunmuş. Bu açıklama sadece teselli vermek amaçlı gibi görünebilir; ancak son yaptığımız
araştırmalar bunun doğru
olabileceğini de söylüyor.
Saygın
Japon doktor Fukumi Morishige
, bugüne kadar en çok Nobel ödülü kazanmış
Amerikan enstitüsü olan Linus Pauling Institute of Science & Medicine'de, Reishi'nin kanser
hastalığını kontrol etmekteki rolü üzerine
araştırmalar
yapmaktadır. Morishige, Avrupa tıp dünyasında da tanınmakta ve
Uluslararası Kanser Örgütü (ICG)
tarafından
tek Japon otoritesi
olarak görülmektedir. Aşağıdaki yazı Fukumi Morishige'nin kendi konuşma ve gözlemlerinden meydana gelmektedir.
----
37 yıldır cerrahi
dalındayım ve sayısını hatırlayamayacağım kadar çok operasyon gerçekleştirdim. Cerrahiye karşı gençliğimden beri derin bir ilgi duymuşumdur, ancak zaman geçtikçe ideal tedavinin
kişinin doğal bağışıklığı
yoluyla olduğu kanaatine vardım.
Bir cerrah olduğumdan dolayı
yüzlerce kanser vakası
ile karşılaştım. Kanser tedavisinde anahtar nokta
erken teşhiştir ki
, bunu başarmak söylemesinden oldukça zordur. Toplam kanser vakalarının sadece
yüzde biri erken teşhiş
ile ortaya çıkmış olsa bile, bu oldukça iyi bir oran sayılabilir.
Günümüzde
fiziksel çekaplar
trend haline gelmiş durumdadır, bu tabii ki kötü bir şey değildir. Ancak sırf kanser bulguları çekapta çıkmadı diye gardımızı düşürmemeliyiz. Bazen, her ay
düzenli çekap
yaptırdığı halde sonradan
kanser
olduğu anlaşılan hastalar görülmektedir. Bu gibi durumlarda pek çok kişi yanlış tanı konduğu şüphesi taşır, ancak bu hatalı bir düşüncedir. Örneğin,
penetrans tipi mide kanserinin
sıradan kontrollerde saptanabilme istatistiği
yüzde yirmibeştir
. İşte bu yüzden önceden önlem almak çok önemlidir.
Kanser konusunda hazır bir
önlem senaryosu
yoktur. Kimileri bu konuda diyet kontrolüne güvenmektedir, ancak günümüzde en
efektif method Reishi'dir
. Reishi'nin muhteşem etkisini bizzat kullanana kadar bilmiyordum ve gözlemlediklerime gerçekten çok şaşırdım. Uygulamalarım sırasında
Reishi'nin hem hastalığı
önleyici hem de tedaviye yardım edici etkilerini
görme şansı buldum.
Daha önceleri
, Reishi'nin faydalarından
söz eden pek çok hasta ve hasta yakınlarıyla karşılaşıyordum. Ancak bir tıp adamı olarak,
Reishi'nin bazı kronik hastalıklara
bir nebze iyi geldiğini, yine de kanser konusundaki ününün abartıldığını düşünmekteydim.
1986 yılının Haziran ayında,
39 yaşında bir kadın, akciğer kanseri
ve göğüs duvarı zarı komplikasyonları ile bana geldi. Daha önce gittiği bir çok hastaneden ameliyat edilemeyeceği cevabını almıştı. Benim yanımdan da umutsuz bir şekilde ayrıldı. Daha sonra
kocasının isteği
üzerine düzenli olarak
Reishi kullanmaya
başladı. Bir sonraki incelememin sonuçları oldukça şaşırtıcıydı: 6 ay önce göğüs kavitesinde bulunan
ödem gerilemekteydi
. Neredeyse cenaze düzenlemelerini bile yapmış bir insan için resmen bir umut ışığı doğmuştu. Hastanın kendisi de bunun,
günde 4 gram
gibi oldukça yüksek bir dozajla kullandığı
Reishi'nin sonucu
olduğunu düşünmekteydi. Kısa bir süre içinde
ödem yok oldu, ancak tümör
durmaktaydı. Yine de bir keşif operasyonu yapmaya karar verdik ve özel dondurma tekniği sayesinde göğüs zarındaki kanserli hücreleri almayı başardık. Bir sonraki X-ray taramasında, göğüs zarı üzerinde, zararsız
yara dokusu dışında hiç bir kanserli hücreye
rastlamadık. Akciğerlerden aldığımız dokularda kötü huylu hücreler tespit ettik ancak durum kontrol altına alınmıştı.
Karşılaştığım bir sonraki vaka,
konjenital (doğuştan) karaciğer kanseri olan bir çocuktu.
Çocuk 5 yaşında iken bir operasyon geçirmişti ve daha sonraları, metastas yüzünden ince bağırsakları alınmıştı. Çocuğun özel doktoru hastalığın son aşamasına girildiğine kanaat getirmiş ve tedaviyi kesmişti. Hastanın anne ve babası, onu eve götürüp son bir umut olarak
nasogastrik tüp yardımı ile Reishi
vermeye başladılar. Çocuk bana yeniden geldiğinde
9 yaşında
idi ve yaptığım kontrolde hiç bir hastalık belirtisi saptayamadım. Merakla yaptığım CT taramasında da hiç bir belirti bulamadım.
Konjenital karaciğer kanseri
bir çocuk karsinoması (kötü huylu kanser) türüdür ve bunun sadece bir kaç gram
Reishi özü ile tedavi edilebilmiş olması
beni çok şaşırtmıştı. Çocuk karsinomaları çoğunlukla
ölüm ile sonuçlanmaktaydı
, ancak bu hastanın hayatta ve tamamen temiz olması,
Reishi'ye farklı bir gözle bakmamı
sağlamıştı. Eğer bir hasta
Reishi dışında hiç bir
tedavi görmeden kanserden kurtulabiliyor ise
, Reishi ileri düzey
bir araştırmayı hak ediyordu.
Japonya'da oldukça tanınan bir şirket, bana araştırmam için büyük miktarda
Reishi sağlamaya
başladı. Ben de tüm hastalarıma, yüksek dozda
Reishi ile C vitamini karşımını
düzenli olarak vermeye başladım. Sadece bir yıl içerisinde
500 kilogram Reishi özünü (6 ton Reishi mantarı) hastalarıma
vermiştim. Tedavilerim boyunca bazı ilginç bulgular ile karşılaştım. Yüksek dozda saf
Reishi kullanımı
, bazı kişilerde
Melena hastalığını tetiklediği
halde,
C vitamini ile yapılan karışım bunu engellemekteydi
. Ayrıca Reishi kullanan hastalarımın dışarıdan gelen hastalıklara karşı daha dayanıklı olduklarını gözlemledim. Bunun üzerine
Reishi kullanan kanser hastalarım
ı, diğer tür bağışıklık sistemi hastalarından
(kornik bronşit, hepatit vb
.) oluşan küçük grupların başına geçirdim ve
Reishi özü kullandırmaya başladım
. Daha sonra yaptığımız Immunogloburin testlerinde,
Reishi
kullanmaya başlayan hastaların IgA, IgG ve IgM (
bağışıklık gücünün doğrudan bağlı olduğu hücreler)
seviyelerinin yükseldiğini gözlemledim. Bu,
Reishi'nin vücut dayanıklılığını arttırdığının
bir kanıtıdır.
Bugün
140 kanser hastasını tedavi etmekteyim
. Bu hastlardan
göğüs kanseri olan 6
tanesi hariç hepsi
metastatik kanser
hastasıdır ve
60 tanesi hastanede yatılı
durumdadır. Bütün bu hastaların
tedavisinde Reishi'yi test etmeye devam etmekteyiz
. Bugüne kadar (1988 bahar)
300 hasta'da Reishi test
edilmiş durumdadır.
REİSHİ NİÇİN KANSERE KARŞI ETKİLİ : POLİSAKKARİTLER
Çeşitli vakalarla örnekler vermeden önce,
Reishi'nin niçin bu kadar
etkili olduğunu açıklamak isterim. Bugün hala nedenini tam olarak anlayabilmiş değiliz, ancak bir gün bunu başardığımızda
kanserin kesin çözümünü de
bulmuş olacağız. En son teknolojilerden yararlanılarak yapılan bir araştırmada,
Reishi'de bulunan polisakkaritlerin kanserli hücreleri bastırdığ
ı görüldü. Bu keşifi japon bilim adamları gerçekleştirdi. Bunun nedeni Japonlar'ın bitkisel tedaviye daha fazla önem vermeleri ve polisakkaritler üzerinde detaylı araştırmalar yapmaları olabilir.
Bu keşif Kuzey Amerika'da da onaylanmıştır
ve araştırmalar devam etmektedir.
RESİHİ'DEKİ POLİSAKKARİTLER NİÇİN KANSER TEDAVİSİNDE ETKİLİ?
Polissakkaritler
milyona yakın atomun birleşmesinden meydana gelen,
vücuda emilmesi
oldukça zor organik yapılardır. Emilimlerinin kolayca gerçekleşebilmesi için bu sayı azaltılmalıdır ki,
C vitamini Reishi'de
bu görevi üstlenmektedir. Polisakkaritler daha az sayıda atom içeren oligoglukon'a çevrilmekte ve kolayca vücuda emilmektedir. Emilen
oligoglukonlar vücudun bağışıklık
sistemini tetikleyen
makrofajları
uyarır.
"Makro" ön eki "büyük" anlamına gelir. Bu tip hücreler tüm yabancı organizmaları silip süpürebilir. Vücut normal işleyişine devam ederken aktif değillerdir ancak yabancı bakteriyel organizmaların varlığında aktif ve saldırgan hale gelirler.
Akyuvarlar hastalıklara
karşı vücudun birincil defans mekanizmasını oluşturur, fakat
kronik ve kötü huylu
hastalıklara karşı etkisizlerdir. Bu gibi zamanlarda lenfositler ikincil defans mekanizmasını oluşturur. Ancak
lenfositler de etkisiz kalırsa
, son kale olarak
makrofajlar
ortaya çıkar. Bu hücreler uyandırılmayı bekleyen birer canavar gibidirler ve bir kez aktif hale geldiklerinde
kanser hücreleri de dahil olmak üzere tüm yabancı organizmaları yok ederler
. Mikroskop altında incelendiğinde bir
makrofaj
hücresinin boyutunun, bir kanser hücresinin boyutunun sadece onda biri olduğu görülür; ancak yine de makrofajlar bu hücreleri yenecek kadar güçlüdür. Her ne kadar bu kadar yetenekli hücreler olsalar da, onları aktive etmek oldukça zordur. Son yapılan araştırmalarda, kümelenmiş atomların
makrofajları aktive ettiği
görülmüştür ve Reishi bu kümelenmiş atomları üretecek özü içermektedir.
REİSHİ :
YÜKSEK MOLEKÜLER POLİSAKKARİT
Bir süre önce,
yüksek tansiyonu
bulunan bir
hastam Reishi'nin
etkisi hakkında sorular sordu. O sıralarda Reishi hakkında araştırmalarım devam etmekteydi ve denemesinin hiç bir zararı olmayacağını söyledim.
Normalde çok az
bir miktarda
Reishi özünün kan basıncını düşürmesi
gerekir, fakat bu hastamın kan basıncında hiç bir değişiklik olmadı. Daha sonra
C vitamini ile beraber Reishi almasını önerdim
ve bunu gerçekleştirmesiyle beraber
kan basıncı normal
seviyesine döndü.
C vitamininin
buradaki rolü, daha önce de söylediğim gibi
Reishi'de bulunan emilimi oldukça zor polisakkaritleri
küçültmesi ve emilimlerini kolaylaştırmasıdır.
17 yıl önce,
C vitamininin polisakkaritleri parçalaması
üzerinde araştırmalar yaptım. O zamanlarda,
viskozite ölçeği
denen bir metod kullanılmaktaydı. Bir miktar C vitamini, ölçülmüş miktarda polisakkarit özüne eklenmekte ve polisakkaritlerin moleküler
sayısı viskozitedeki düşüş
ile hesaplanmaktaydı. Bu şekilde, C vitamininin polisakkaritleri parçaladığı kanıtlanmıştı. Hayvanlar üzerinde yapılan bazı testlerde ise tüm şeker tiplerinin rahatça emildiği görülmüştü, oysa ki aynı durum insanlarda geçerli değildi. Daha sonraki araştırmalarda bunun hayvanların kendi C vitaminlerini üretebilmesinden, ancak insanların bunu başaramamasından kaynaklandığı ortaya çıktı. İşte bu yüzden
Reishi ile C vitamininin beraber kullanılması önemlidir.
Şimdi
bir kaç Reishi kullanılmış vakadan
bahsetmek istiyorum.
1)
Bilincini sadece 2 ayda geri kazanan beyin tümörlü
hasta.
Hastanede yatılı durumda ve
beyin hastalığı
bulunan hastalarımdan bir tanesi 70 yaşın üzerinde idi ve
beyninde 5 cm'lik
bir tümör vardı.
Operasyon geçirmiş
olmasına rağmen bilincini kaybetmişti. 1986 Haziranı'nda
Reishi tedavisine başladık
ve Eylül ayında
duyuları tekrar
yerine gelmişti. O dönemde tümörde bir değişiklik yoktu, ancak
Aralık'ta tümör de küçülmeye
başladı. Nörolojist arkadaşlarım bile çok şaşırmıştı. Hasta şu anda kendini gayet iyi hissediyor. Başlangıç olarak mide tüpü yardımı ile günde
6 gram Reishi özü
almaktaydı, fakat hastalığının toparlaması ile birlikte, ağız yolundan günde
3 gram Reishi almaya
devam etti. Dozaj azalmış olmasına rağmen
tümörü 1 cm'ye
kadar küçüldü.
Hafızasının da yerine gelmesi
ile birlikte hasta taburcu oldu ve şu anda ailesi ile birlikte yaşamakta.
2)
6 ayda gerileyen akciğer kanseri.
Bir keresinde
50 yaş üstü göğüs kanseri
bir kadın hastam oldu. Göğüs operasyonu yapıldıktan sonra, hastalık
akciğerde metastas
yaptı. Durumu
kan kusacak kadar kötüleşmişti
. (Kan kusma, tıptaki adıyla hemoptisis, kanser hastalığında son aşamada ortaya çıkan bir komplikasyondur.) Bu durumdayken günde
6 gram Reishi
almaya başladı ve
bu dozajı 6 ay boyunca korudu
. Bu sürenin sonunda
akciğerindeki tümör yok oldu
. Daha önce çok çabuk nefesten kesilirken şimdi yorulmadan merdiven çıkabiliyor. Bu yaşadıklarından sonra onun da Reishi tedavisine güveni tam.
3)
Mega doz ile tamamen iyileşen göğüs kanseri hastası.
Bu hastanın
göğüs kanseri
ve metastas yüzünden kemiklerde oluşmuş
kanserli hücreleri
mevcuttu.
Başından aşağısını
hareket ettirme yetisini kaybetmişti.
Çok acı çekiyordu
ama şansılıyız ki,
sindirim sistemi
halen görevini sürdürebilmekteydi. Bundan yararlanarak günde
9 gram Reishi özü
vermeye başladık, bu dozu kısa zamanda günde
20 grama yükselttik
. Sadece
2 ay içinde tüm
acısı yok oldu.
Yürüme yetisini yeniden kazandığında
da taburcu edildi.
4)
6 ayda toparlanan, karaciğere sıçramış rektum kanseri.
Bir süre önce bu hasta,
rektum kanseri metastası
nedeniyle ortaya çıkmış karaciğer kanseri tedavisi için hastaneye geldi.
Günde 6 gramlık dozaj ile Reishi verilmeye
başlandı.
6 ay sonra yapılan CT
taramasında
karaciğerde bulunan tümörün 1 cm'ye
küçülmüş olduğu görüldü. Yine de CT uzmanları bunun
Reishi'nin
sonucu olduğuna inanmadılar ve yanlış tarama yapıldığını iddia ettiler. Bu tavırlarına karşı oldukça
sinirlenmiştim,
çünkü sadece tümör değil, hastanın tüm
sağlık belirtileri düzelmekteydi
ve bu bence yeterli bir kanıttı.
Rektal kanserlerin tedavisi çok zordur
ve çoğu vaka ölümle sonuçlanır. Ancak bu hasta çok yumuşak ve kolay bir tedavi süreci geçirmişti, üstelik bunu
sadece Reishi sağlamış
olabilirdi.
5)
Yeniden yürümeyi başaran pankreas kanseri hastası.
Yeni ameliyat geçirmiş
60 yaşındaki bir kanser
hastasının durumu
kötüleşmekteydi. vücudunda ödem
oluşmuştu ve kilo kaybetmişti. Test sonuçları, kanında oldukça
yüksek sayıda CA19-19CEA
bulunduğunu söylüyordu. Ona, uyguladığımız tedaviye devam ettiğimiz taktirde
kısa süre sonra öleceğini
söylemiştim. Finansal sebepler yüzünden değişik tür bir ilaç tedavisi yapıldı ancak vücudu olumlu cevap vermedi. Bu nedenle
günde 30 gram C vitamini enjeksiyonu eşliğinde, ağız yoluyla günde 9 gram Reishi
vermeye başladık. Bu tedaviye yaklaşık 1 yıl kadar önce,
1986 ağustosunda başladık
ve bugün yapılan testlerde eski hastalığının hiç bir belirtisi kalmamıştı. Hasta günlük yaşantısına
, günde 5 gram Reishi alması
haricinde, eskiden olduğu gibi devam etmektedir. Hastaneye her 2 haftada bir kontrol için gelmekte ve kanındaki
CA19-19 sayısı sürekli azalmaktadır.
Hastanemde bu şekilde
örnek verebileceğim bir çok kanser
vakası vardır. Her ne kadar
akciğer, karaciğer ve beyin kanserleri
daha ciddi hastalıklar olsalar da
sindirim yollarını hedef alan kanser
tiplerine göre daha kolay tedavi edilebilmektedir; çünkü hastalar
Reishi özünü ağız yoluyla
ve kolayca sindirebilecek durumda olmaktadırlar.
Kanser dışında,
Reishi'nin bir o kadar
etkili olduğu bir diğer hastalık ise
hepatitdir.. Günde 1 ila 3 gram arasında Reishi verilen
hepatit hastalarında
mükemmel sonuçlar
elde edilmektedir.
6)
Reishi sayesinde iyileşen hepatit hastası.
Yıllardan beri
hepatit hastası olan bir kişi
, kanındaki
SGOT ve SGPT
sayısı 200 - 300 civarındayken bize geldi. Normalde olması gereken
miktar 30'un altıdır
. Hastaya
günde 3 gram Reishi
vermeye başladım ve
2 ay içinde SGOT & SGPT
sayısı
50'ye düştü.
Her ne kadar bu sayı normal miktardan yüksek olsa da,
bu düzenli Reishi kullanımı ile çözülebilecek bir sorundu
. Bu noktada test amaçlı olarak
Reishi kullanımı kestirdim
ve sayım bir
anda 150 - 200 aralığına çıktı.
Tedaviyi
yeniden başlattığımızda
ise tekrar düzelme görüldü. Bu sayede
Reishi'nin hepatit üzerine olan etkisini kanıtlamış oldum.
Belirtmeliyim ki burada da
C vitamini ile beraber kullanım esastır.
Hepatit tedavisinde
3 gram Reishi için karşılık gelen C vitamını dozajı 6 gramdır
. Ayrıca hepatit tekrarlama şansı çok yüksek olan
kronik bir hastalıktır
ve bunu engellemek için daha küçük dozlarda
Reishi kullanımına sürekli devam etmek gerekir.
Önlem almak her zaman en iyi çözümdür.
Reishi diğer kronik hastalıklara
karşı da oldukça etkilidir ve
C vitamini ile beraber kullanımı en iyi çözümdür
.
Reishi en iyi etkisini uzun dönem önlemi olarak, sürekli kullanıldığında gösterir.
Özet olarak
Reishi, acıyı azaltma, vücudun bağışıklığını güçlendirme ve yaşamı uzatma konusunda kendini kanıtlamıştır
. Yine de
kanser kontrolü konusundaki rolü %100 belirlenm
emiştir. Günümüzde
kansere karşı kullanılan ilaçlar oldukça etkilidir
ancak, ne yazık ki,
yan etkileri
de bir o kadar fazladır.
Reishi yaklaşık 3000 yıllık bir geçmişe
sahiptir ve bu süreç içinde kayda geçmiş
hiç bir yan etkisi yoktur
. Bu yüzden
Reishi'nin bir tedavi
ve önlem aracı olarak kullanılmasını, güvenlik açısından önermekteyim. Umarım her kesimden insanlar bu projeye katılır ve Reishi ile ilgilenir ve umarım, yakın gelecekte,
Reishi insanoğluna daha uzun bir ömrün kapılarını açar.
NOT: Dr. Morishige'nin kullanmış olduğu
Reishi özü, A kalite Reishi
mantarından, sulu ekstraksiyon metodu ile elde edilmiştir. Bu şekilde elde edilen özdeki polisakkarit değerleri, sıradan özlerin veya ürünlerin içerdiklerinden oldukça fazladır.